|
:: Sanat ::
Ağır Roman - Doğu Yakasının Hikayesi
İstanbul Devlet Opera ve
Balesi, geçtiğimiz senelerde başrollerini Müjde Ar ve Okan
Bayülgen’in oynadığı ve Metin Kaçan’ın eseri olan Ağır
Roman’ı 2 perdelik dans tiyatrosu şeklinde sahneliyor.
Eserin koreografi, sahneye koyulma ve librettosunu yazma işini
Aysun Aslan gerçekleştirmiş. Eserin canına can katan müziklerini
ise usta müzisyen Fahir Atakoğlu bestelemiş. Dans
tiyatrosunu oynayan kadroya gelirsek gerçekten hepsi
birbirinden başarılı balerinlerden oluşuyor. Bununla
birlikte, İmine’yi canlandıran Sibel Sürel Kanberi’nin
muhteşem performansı bütün izleyicilerde olduğu gibi
bende de büyük bir hayranlık uyandırdı, bu doğrultuda
Kanberi’ye ayrıca değinmemek olmazdı. Eserin konusu,
filmi tv’de de defalarca gösterildiğinden büyük bir
kitle tarafından bilinmekle birlikte, bilmeyenler için değinmek
gerekirse; Dolapdere insanının sevinci, hüznü, hayata karşı
alaycı tavrı ile ilgili. Gerçekten dans tiyatrosunun kitapçığında
Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Nilüfer
Narlı’nın belirttiği gibi Dolapdere konumu itibari ile de
çarpıcı. İstanbul gibi bir metropolün sanat merkezine 500
metre uzaklıkta olmasına karşın sanatsal etkinliklerden
yararlanamayan insanların yaşadığı, kentin göbeğinde
kentten izole ayrı bir dünya adeta. Dolapdere’ye son
eklenen yabancı öğe ise Bilgi Üniversitesi, bu Dolapdere
portresini daha da ironik bir hale getirdi kanımca, bu defa büyük
çoğunluğu refah içinde yaşayan bir grubun kendi
semtlerinde konuşlandığına tanık oldu semtin asıl
sakinleri. Prof. Narlı, Dolapdere’nin bir varoş olmadığını
varoşların ya da gettoların kent dışında ve ortak bir
etnik kökene sahip insanların toplandığı yerleşim
yerleri olduğunu oysa Dolapdere’nin etnik bakımdan çeşitlilik
arz ettiğini belirtiyor. İstanbul’un suç haritasında en
fazla suçun işlendiği yer olan semtte gezerseniz ve her
insanın hak ettiği muamele ile bu semtin insanlarına yaklaşırsanız
bizden hiçbir farkları olmadıklarını görürsünüz. Bir
sohbetimiz sırasında, Yard. Doç. Dr. Iur. Burak Oder,
Dolapdere’de geçirdiğimiz öğrenim yıllarının hayatımızın
en büyük tecrübelerinden biri olacağını söylemişti. Bu
tespite katılmakla birlikte insanı bazı durumlarda
tepkisizleştirdiği de ayrı bir gerçek. Dolapdere’de
farklı birşeyler yemek için Eren’le (Kurşun) “keşfe”
çıktığımız bir gün kendisini keseceğini söyleyen
elinde ekmek bıçağı olan yarı çıplak bir adam karşısındaki
duyarsız tavrımızı hiçbir zaman unutamayacağım.
Dolapdere, hayatın zorluklarına karşı birlikte mücadele
eden ve ancak bu şekilde hayatta kalacaklarını bilen
insanların semti olarak anlatılmış ve hem sahnelenen dans
tiyatrosunda hem de filmde bu şekilde canlandırılmıştı.
Acaba artık o insanlar da mı duyarsızlaşmış ve hayatın
önlerine çıkardığı zorluklara karşı “her koyun kendi
bacağından” misali bir düşünce içerisinde yardım
elini uzatmamayı mı tercih ediyorlar? Bunu bilmek semtin
misafiri için kolay olmasa gerek. Hayatın ve dolayısiyle
Dolapdere’nin değişen koşullarına karşın, dans
tiyatrosu oldukça çarpıcı ve gerçekçi bir kesit içeriyor,
belki eskiye dair... Akademik hayatının birbuçuk senesi bu
semtte geçen biri olarak semte dair
halen mevcut birçok özelliği sahnede gördüğümü
belirtmek isterim.H.Hüsnü Babalık
Sanat Sayfasına geri dön !!
|